Moda Endüstrisi, İşçi Hakları ve Pandemi

Moda Endüstrisi, İşçi Hakları ve Pandemi

 

Moda kavramını tanımlamaya çalışanlar, modayı sürekli bir dönüşüm ve değişim halinde olma durumuyla açıklar. Oysa moda sektöründe uzun yıllardır işaret edilen ve değiştirilmesi gereken noktaların değişime ne kadar direndiği aslında modanın iki yüzlü yapısının en net örneğidir. Bir yüzünde sürekli değişen ve dönüşen, insan için ve insanla varolan, tüm renkleriyle parlayan bir moda dünyası, diğer tarafında ise hatalı bir sisteme kapılmış ve değişmekten korkan, insanlar için değil insanlar üzerinden var olan, renkleri solmuş bir dünya. Ama ne mutlu ki uzun yıllardır çoğunluğun gözlerini alan parlak yüzün arkası artık hiç olmadığı kadar görünür hale geldi.

Son yıllarda moda sektörünün yıkıcı yapısına dikkat çeken sesler, sektöre dair sorgulamaları ve değişim çağrılarını da beraberinde getirdi. İhtiyacımız olandan çok daha fazla üretilen sayısız ürün, geleceğe bırakmamız gerekirken tüketilen sonsuz kaynak, perde arkasında moda sektörü için canını dişine takıp çalışan milyonlarca işçi moda sektöründeki yanlış gidişatın, görmekten kaçtığımız gerçeklerinin en somut örnekleri olarak artık gözlerimizin önündeydi. Moda sektörü için ise artık yıllarca kaçtığı değişim için harekete geçme zamanıydı. Verdiği zararları tamir edeceğine ant içenler, hayatlarını ortaya koyan işçilerine hayat vereceğini vaat edenler, günü kurtarmak için gelecekten çalmayacaklarına söz verenler…

Pandemi Etkisi

Biz değişimi dört gözle bekleyenler için her şey hayal denebilecek kadar güzel gelirken kulağa, dünya hiç beklemediği bir kabusa uyandı. Pandemi ile geçen 2020 yılı, bize başına sürdürülebilirlik kelimesinin koyulduğu sözleri vermenin ne kadar kolay, bu sözleri tutmanın ise ne kadar zor olduğunu gösterdi. Şirket prensibi olarak benimsendiği iddia edilen birçok sürdürülebilirlik adımına çoğu marka ilk karşılaşılan krizde sırtını döndü. Markaların sadece kendi kârlarını gözeterek aldıkları kararlar kendi günlerini kurtardı belki ama tedarik zincirlerinde çalışan milyonlarca işçi ve üretim fazlası tonlarca kıyafet için aynı şeyi şöylemek mümkün olamadı.

Mart ayı itibariyle dünya çapında uygulanan karantinalar ve sokağa çıkma yasakları, moda markalarının da bu süreçte keskin kararlar almasına sebep oldu. Satışlarında geleceği öngörülemez bir sürece giren moda markalarının ilk aksiyonu, tedarik zincirlerinin geleceğini hesaplamadan süreç öncesi verdikleri siparişlerini iptal etmek, ertelemek dolayısıyla bu siparişler için yapılması gereken ödemeleri durdurmak oldu. Paketlemeye kadar çıkmış ürünler, dikime girmeyi bekleyen kesilmiş parçalar, sipariş edilen tonlarca kumaş ve malzeme hepsi olduğu yerde kalakaldı. Worker Rights Consortium (WRC) ve PennState Center for Global Workers’ Rights tarafından yapılan araştırmaya göre Mart ayı itibari ile onlarca moda markası tarafından toplamda yaklaşık 40 milyar dolar değerinde hazır giyim sipariş iptali yaşandı.[1]

 

 

Çok geçmeden üretim yapılan ülkelerden iptal kararları ile ilgili haberler gelmeye başladı. Ülkelerde alınan karantina kararları, üreticilerin hazırladıkları siparişlerin ödemesini alamaması, tüm sistemini düzenli siparişlerle kurgulamış üreticilerin geleceği ön görememesi ve işyerlerini kapatması şeklinde ilerleyen süreç domino etkisi ile en büyük zararı kıyafetlerini üreten işçilere verdi. Maaşlarını alamadan işten çıkarılanlar, çoğu çalışmak için şehirde olan ve evlerine dönmek için bile gereken parayı bulamayanlar, maaşlarında büyük kesintiler yaşayanlar ve belki de en kötüsü süreç boyunca yeterli gıda alamadıkları için açlıkla yüzleşenler… Clean Clothes Campaign (CCC)’e göre tekstil işçilerinin %77’si kendilerinin ya da ev halkından birinin pandeminin başından bu yana açlıkla yüzleştiğini belirtiyor.[2] Bu süreçte sipariş iptal haberleri ve iptallerin etkileri aktif olarak Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Kamboçya gibi Asya ülkeleri üzerinden paylaşılsa da net rakamları ve sonuçları henüz ortaya çıkmamakla beraber Türkiye’de de önce Mart ayında, sonra ikinci dalgayla beraber Ekim ayı itibariyle büyük moda markalarının sipariş iptalleri gerçekleştirdiği biliniyor.[3]

Pandeminin henüz başlarında, Remake adlı bağımsız organizasyonun ve gazeteci, yazar Elizabeth L. Cline’in öncülüğünde, AWAJ Foundation, CCC, The Stand Up Movement ve birçok farklı sivil toplum kuruluşunun da desteği ile markaları sipariş kararlarından vazgeçmeye çağıran #payup sosyal medya ve imza kampanyası başlatıldı. Özellikle yaz aylarında yükselişe geçen kampanya sayesinde birçok büyük moda markası toplamda yaklaşık 15 milyar dolar değerindeki sipariş iptal kararlarından dönmek zorunda kaldı ve üreticilere dolayısıyla tekstil işçilerine olan borçlarını ödemeye söz verdi.[4] Fakat Mart ayından bu yana geçen neredeyse bir yıllık süreçte hayatta kalabilmeleri için bekledikleri maaşlarını alamamış milyonlarca tekstil işçisi verdikleri siparişlerin sorumluluğunu hâlâ almayan markaların pervasızca kararlarının bedelini ödemekte.

Kampanya henüz iptal kararından dönmeyen ya da söz verdiği halde halen ödemelerini gerçekleştirmeyen markalar üzerinden aynı taleple devam ederken, bir yandan da tüm moda markalarına aslında senelerdir yapılan fakat hâlâ yeterli geri dönüş alınamayan şu taleplerle bir kez daha çağrıda bulunuyor;  işçilerin güvenliğinin sağlanması, markaların üretim süreçlerinde şeffaf olması, marka temelli moda diyaloglarının merkezinde artık işçilerin de yer alması, işçilerin haklarını koruyabilecek sözleşmelere imza atılması, açlık sınırındaki maaşlara son verilmesi, işçileri koruyacak yasaların güçlendirilmesinde markaların da rol oynaması.

Tekstil işçilerinin yaşadığı bu kötü koşullar ve onlar için talep edilen en doğal insani haklar sadece bugünün sorunu değil. Yıllardır devam eden ve düzelmediği sürece daha yıllarca devam edecek, sadece kârına odaklanan yaklaşık 2.5 trilyon dolar değerindeki moda sektörünün dününün, bugününün ve geleceğinin sorunu. Tedarik zincirinin her bir adımında büyük etkisi ve sorumluluğu olan moda markaları, bugün bu krizden çıkışı yine kendi kabuklarına çekilmekte ve etki alanında olan tüm insanları görmezden gelmekte buldu. Pandemi sürecinde, en kârlı 20 büyük moda markasının pazar değeri Ekim itibariyle % 11 büyürken, tekstil işçilerinin maaşlarında %21 düşüş yaşandı.[5] Süreç boyunca kıyafetlere hayat veren bu görünmez eller, sadece işten çıkarma ve maaş kesintileri ile değil, yıllardır süren sağlıksız çalışma koşullarının, sendikalaşmaya karşı uygulanan baskının, cinsiyet temelli ayrımcılığın en uç örnekleri ile yüzleşti. Tedarik zincirleri için verilen şeffaflık sözleri, işçilere hak ettikleri hayatın verileceği vaatleri hepsi unutuldu.

İşçi Hakları Sorunu

Unutulan sürdürülebilirlik sözlerinin en ağır ve en net etkileri bugün tekstil işçilerinde görüldü belki ama yıllardır işçi hakları sorunlarını olabildiğince görmezden gelip, sürdürülebilirlik adımlarını çoğunlukla çevresel vaatler üzerinden yürüten moda endüstrisi bu alanda da sınıfta kaldı. Satın alınması gerçekleşmeyen, üretim yerlerinde bekleyen ya da mağazalarda satılması hayal edilirken pandemi dolayısıyla elde kalan tonlarca ürünün akıbeti henüz üzerine konuşulmaya hazır olunmayan konulardan. Birçok süslü cümle ve vaatle bize hep tüketmeye devam etmemizde sakınca olmadığı söylendi. Biz aynı hızla tüketmeye devam etsek de moda sektörünün öncüleri, onları geri dönüştürerek bize geri kazandırabileceklerini, böylelikle geleceğimizi koruyabileceğimize inandırdı. Fakat değişimi göstermelik değil gerçekten arzulayanlar biliyor ki, mevcut üretim ve tüketim hızında ne geleceği ne kaynaklarımızı ne de insanları korumamız mümkün değil. Geçtiğimiz yıl bunun en unutulmaz örneği olarak tarih sayfalarında yerini aldı. Gelecekten çoktan çalınmış bir yıl, tüm üretim fazlası ile bugüne gömüldü.

Pandeminin hayatımıza girdiği günden bu yana geçen bu bir yılı, kimimiz kıyafetlerimize düşündüğümüz kadar ihtiyacı olmadığını fark ettiği yıl olarak anacak, kimimizin hafızasında yeni kıyafetler alacağı günü iple çekerek yaşadığı yıl olarak kalacak. Kimimiz 2020’yi değişimin başladığı yıl olarak hatırlayacak, kimimiz değişimin durduğu yıl diyecek. Moda sektörü için ise bu yıl değişim adımlarında ve sürdürülebilirlik kararlarında nasıl sınıfta kaldığı ile hatırlanacak. Biz değişimi ve daha adil bir moda sektörü yaratmayı gerçekten arzulayanlar için ise bu yıldan çıkaracağımız derslerle önümüzde atacak daha çok adım, yapılacak daha çok çağrı, birlikte sesimizi çıkaracağımız daha çok konu var.

Şimdilerde derin bir sessizlikte bugününü anlamaya, yarınını planlamaya çalışan moda sektörünün geçmişten öğrenip, geleceğe güzel değişimlerle hareket ettiği daha iyi bir gelecek dileğiyle.

 

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN

Pay Up Kampanyasını ve siparişlerinin sorumluluğunu alan markalar listesini güncel olarak takip etmek için: https://payupfashion.com/

 

Worker Rights Consortium’ın Pandemi Sürecindeki araştırmalarını incelemek için: https://www.workersrights.org/issues/covid-19/

 

Clean Clothes Campaign’in koronavirüsün tedarik zinciri üzerindeki etkilerini günlük takip etmek için: https://cleanclothes.org/news/2021/live-blog-on-how-the-coronavirus-influences-workers-in-supply-chains

 

KAYNAKÇA

 

  1. Pay Up Fashion, https://payupfashion.com/backstory/
  2. Clean Clothes Campaign, https://www.instagram.com/p/CIv5Hx2Hhew/
  3. ‘‘Hazır giyimde sipariş iptalleri başladı’’, Dünya Gazetesi https://www.dunya.com/ekonomi/hazir-giyimde-siparis-iptalleri-basladi-haberi-487942
  4. Pay Up Campaign, https://payupfashion.com/backstory/
  5. Fashion Revolution, https://www.instagram.com/p/CJ3i7YVhnEG/

Gizem Yücelen

Gizem, lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık bölümünde, yüksek lisans eğitimini Naba Milano’da Moda ve Tekstil Tasarımı bölümünde tamamladı. 2014 yılında kurduğu çanta markası Hooop the Bag ile, 2017’de Tescilli Markalar Derneği Tasarım Yarışması’nda, 2018’de The Independent Handbag Designer Awards’da ödül kazandı. Araştırmalarında etik moda ve tekstil sektöründe yaşanan işçi hakları ihlallerini temel alan Gizem, Marmara Üniversitesi Tekstil bölümünde Sanatta Yeterlik eğitimine devam etmekte ve 2016 yılında Araştırma Görevlisi olarak başladığı Okan Üniversitesi Moda Tasarımı bölümünde 2017’den bu yana Öğretim Görevlisi olarak çalışmakta.

Henüz Yorum Yok

Cevap Bırak

E-Posta adresiniz yayımlanmayacak.