Moda ve Sokak Fotoğrafçılığı : Emircan Soksan

Bize biraz kendinden bahseder misin ? Moda fotoğrafçılığı serüvenin nasıl başladı?

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Şehir Bölge Planlama okudum. O zamanlardan fotoğraf ve videoya meraklıydım. Sevdiğim mekanlarda arkadaşlarımın fotoğraf ve videolarını çekiyordum. Ben bunları yaptığım sırada video yapan pek de insan yoktu. Ben sosyal medyaya da çok önem veriyor ve iyi kullanıyordum. Haliyle video çeken bir insan merak uyandırıyor ve ilgi çekiyordu. Derken kapı kapıyı açtı bloggerlarla ve dergilerle freelance olarak çalışmaya başladım. Aslında benim öne çıkmamı sağlayan şey ilk etapta yaptığım video çekimleriydi diyebilirim.

Catch nasıl ortaya çıktı?

Biraz önce de anlattığım gibi ben aslında ilk başta videolarımla tanındım ve işlerimin çoğu video üzerineydi. İlk video çekmeye başladığımda yardım istediğim insanlar hep arkadaşlarımdı ve yaptığımız şey çok amatördü, yine de sonunda çıkan şey beni çok tatmin ediyordu, ortaya kreatif bir ürün çıkıyordu. Tanınmaya başladıkça büyük markalarla proje bazlı çalışmaya başladım ve bu işe dönüştü. Birşey işiniz oluyorsa ve markalarla brief üzerine çalışmaya başladığınızda daha kurumsal bir sürece giriyorsunuz ve işinizin ilk başlarda tüm etkenlerden bağımsızca yaptığınız kısmını özlüyorsunuz. Bir yandan da projeyi çıkarırken çok daha fazla bir düşünme evresine giriyorsunuz. Haliyle spontane bişeyler yapma özelliğimi kaybettiğim o sırada yine sadece kendim için sokak stili çekmeye karar verdim. İstanbul’da beğendiğim mekanlarda stilini beğendiğim arkadaşlarımın fotoğraflarını çekmeye başladım. 3,5 yıl önce.

O zaman bu işi yapan diğer insanlardan haberim yoktu aslında. Sokak stili fotoğrafçılarını bilmiyordum. Her zaman makinamı yanımda taşıyayım hoşuma giden yerlerde beğendiğim stilleri çekerim diyerek Karaköy’de gezmeye başladım. 5-6 ay böyle sokakta gördüğüm insanları durdurup fotoğraflamak için izin alarak CATCH serüvenine başladım. Hatta bu şekilde bir sürü insanla da tanıştım. Daha sonra Marie Claire dergisi için İstanbul Moda Haftası’nı çektim. Dünyada moda haftalarını gezip sokak fotoğrafı çeken insanlar olduğunu keşfettim. Seyahat etmeyi de çok seviyorum, zaten sık sık seyahat ediyorum, bari moda haftalarına denk getireyim dedim. New York moda haftası ile başladım. Hava eksi derecelerde olmasına rağmen enerjisi inanılmaz yüksek bir atmosfer, insan oradayken daha çok çalışmak istiyor. Plan aslında Türkiye’ye dönmekti ama ben Paris’e bilet aldım. Dönünce İstanbul Moda Haftası’nda Vogue Türkiye için fotoğraf çektim. Bir sonraki sezon da hem New York hem Milan hem de Paris’e gittim. Paris’de Vogue Türkiye genel yayın yönetmeni Seda Domaniç ile birlikte bir marka için çekim yaptık. Catch benim için hiç bir zaman ticari bir mantıkla başlamadı. Zaten seyahat ettiğim için bir keyifti. Beni besleyen bir prestij işiydi her zaman.

Mavi Jeans ile olan işbirliğinden bahseder misin?.

Mavi Jeans ile olan birlikteliğimiz benim onlara bir proje sunmamla başladı. Onlar için bir video çektim çok beğendiler ve devamı geldi. Çalışmaktan çok keyif aldığım, vizyoner bir marka. Yaptığımız işbirlikleri hem beni hem onları çok heyecanlandırıyor.

Türkiye’de moda sektöründe ilişkilerde durum nasıl sence ?

Türkiye’de insanların birbirlerini desteklemek ve tutmak gibi bir anlayışı yok denecek kadar az. Kim daha ucuz ve uygunsa ona gidiliyor. Bence bu yanlış bir bakış açısı. Amerikan Vogue ve Tommy Ton’un bu kadar uzun süreli ve güzel bir iş yapıyor olmalarının nedeni de bu zaten bence. Tommy Ton en iyi fotoğrafçı olduğu için mi orada? Tabii ki iyi bir fotoğrafçı ama burada başka bir destekleme durumu var. Vogue onu tutuyor ve yaptığı işe saygı duyuyor, aynı şekilde fotoğrafçı da dergiyi tutuyor. Birbirlerinin marka değerlerini yükseltiyorlar. Burada kimse kimseyi sahiplenmiyor. İşbirliklerinin sürekliliği yok. Haliyle kendi başının çaresine bakman lazım.

Sence Türkiye’de moda fotoğrafçılığı hangi seviyede?

Benim yaptığım daha çok sokak stili olduğu için editoryal çeken fotoğrafçıları ayrı tutuyorum. Emre Doğru ve Koray Birand gibi editoryal çeken çok iyi fotoğrafçılar var Türkiye’de. Bence buradaki durum gayet iyi ancak moda fotoğrafçılığı sadece fotoğrafçıyla bitmiyor. Sanat yönetimi ve kreatif direktörlük bazen fotoğrafçıdan daha önemli konumda. Bizde biraz bu eksik. Bir mekan ünlü olunca her dergi koşarak oraya gidip orada çekim yapıyor. Hayal gücü çok kısıtlı. Prodüksiyon bütçeleri inanılmaz kısıtlı olduğundan sıfırdan alanlar yaratılamıyor. Bir bakıma da bizim ülkemizde insanların hayat ile ilgili çok fazla endişesi var, ekonomik kaygılar var bu yüzden de moda biraz ikinci hatta üçüncü planda kalabiliyor bazen ne yazık ki. Dergi dediğiniz şey bu kaygılar nedeniyle istediği kadar özgür de olamıyor. İnsanlar çalışıyor ve kısıtlı imkanlarla çalışıyorlar. Bunun bilincinde olan biri olarak sektöre ve ilerleyişine biraz pozitif bakmaya çalışıyorum. Bence halen yaptığına inanan insanlar olduğu sürece daha iyi bir yerlere gelebiliriz.

Chiara Ferragni, Anna Wintour gibi isimleri moda haftaları sırasında fotoğraflamışsın. Bu insanların dönüp sana poz vermelerini nasıl sağlıyorsun?

O ortamda herhangi bir ego kaygınız olmuyor. Fotoğrafını çekmek istediğiniz insana sesleniyorsunuz dönüyor. Chiara gibi isimler zaten fotoğraflanmak için oradalar. Dibine kadar gidip kendini tanıtmana gerek kalmıyor. Moda haftalarının sokaktaki perde arkasına hiç şahit oldunuz mu bilmiyorum ama orada inanılmaz bir ortam, yüzlerce fotoğrafçı var. Chiara gibi ünlü isimler gelirken zaten etrafındaki fotoğrafçı ordusundan ve kalabalıktan anlıyorsun birinin geldiğini, akın akın geri geri koşan fotoğrafçılar görünüyor bir süre sadece. O tarz insanlar zaten herkese poz veriyor amaçları o çünkü taşıdıkları her parçada için markalardan para alıyorlar. Daha tanınmayan insanlara da gidip söylemem gerekiyor tabi onlar da kabul ediyorlar. Ben ilk gittiğimde çok fazla insan bilmiyordum, bir iki çok ünlü blogger tanıyordum sadece, baktım insanlar birilerini çekiyor ve bunun için çok uğraşıyor ben de zamanla yüzleri tanımaya başladım.

Tarzını en çok beğendiğin ve fotoğraflamaktan hoşlandığın isim?

Toplamda yaklaşık 6-7 fotoğrafını çekmişimdir herhalde ama tartışmasız Leandra Medine Man Repeller’ın kurucusu. Çok fazla durup da poz veren biri değil. Chiara’nın yüzlerce fotoğrafını çekmişimdir hala paylaşmadıklarım bile var ama Leandra’yı yakalamak çok zor çünkü durup poz vermeden neredeyse koşarak geçiyor. Tarzını çok beğenmemin nedeni de çok farklı olması. Formlarla oynuyor alışılmadık şeyleri kombinliyor. Bana çok orijinal geliyor. Garance Dore’yi de ikinci olarak söyleyebilirim.

Erkek modasıyla ilgili fotoğraf çekmeyi düşündün mü ?

Pitti Uomo ve Paris Erkek Moda Haftasına birer kez gittim. Pitti pek bana göre değil tarz olarak. Çok vintage çok retro erkek. Herkes aynı ve herkes olmadığı birileriymiş gibi takılıyor. Tüm gün sigara ve puro içen takımları içindeki erkekler. Sosyal medyada gördüğünüz cool fotoğraflar genelde 10 saat aynı yerde oturan adamların sonunda dikkat çekebildiklerinde fotoğraflanmış halleri. Bana çok doğal gelmiyor. Hele 4 gün boyunca orada durunca sonuna doğru sıkıcı bir hal alıyor. Fotoğraf olarak güzel görünebilir ama bana yaratıcı olarak bir katkısı olmadı. Paris’de de yine kadın çektim aslında, bu yüzden normal moda haftasına gitmeyi tercih ederim erkektense. Daha eğlenceli ve daha enerjik. Gerçi şimdilerde erkek moda haftasında da karma koleksiyonlar sergilendiği için biraz daha ilgi duymaya başladım. O yüzden gelecek sezon tekrar erkek moda haftalarına gitmeye başlayabilirim.

 

 

Kariyer hedeflerin neler?

Tam da bunu planladığım aşamadayım aslında. Bu sene özellikle şehirleri arttırmak istiyorum. Daha alternatif yerleri gezmek ve fotoğraflamak amacındayım. Bu ay sonu Barselona’ya taşınıyorum ve büyük bir koşturmaca içerisindeyim. Hep birlikte izleyip göreceğiz bu geçiş dönemi nasıl olucak benim için.

Moda sektörü dışında da projelerde bulunmayı düşünüyor musun ?

Aslında çoğu insan bilmez ama benim birkaç kişiden oluşan bir ekibim var. Tanıtım videoları, event çekimi gibi kurumsal işler yapıyoruz. Genelde proje bazında çalışıyoruz. Bu işe başladıktan sonra bir proje ile gelen markaların ya da insanların karşısında ben de o projeye her anlamda hakim olduğumu göstermek istiyorum. Gerçekten projeyi çekip çeviren bir ekip olmak amacındayım, o yüzden de bu ekiple servislerin sayısını artırmaya çalışıyoruz.

Türkiye’de tarzını ve yaptıkları işi beğendiğin bloggerlar kimler ?

Nil Ninat’ın tarzını çok beğeniyorum. Bence Türkiye’de olan bir boşluğu kapatıyor Nil tarz anlamında. Bir de düzenli olarak işini yapması ve harcadığı emek anlamında Nil Ertürk şuan çok güzel gidiyor. Konsepti formatı herşeyi tam bir bütün. Bloggerlığı işe dönüştürmesi anlamında ise Billur Saatçi. Çektikleri videolar ve her işe bir proje olarak yaklaşımı harika. Eşiyle birlikte çok ciddi çalışıyorlar.

Kullandığın kamera?

Canon 5D Mark 3 ile 50 mm 1.2 lens kullanıyorum genelde.

Bu işi yapmak isteyenlere vereceğin tavsiyeler neler olur ?

İlk önce yapmaya başladığınız şeyin arkasında durmanız lazım. İnsanlara karşı çok önyargılı olmamayı, insanlardan yardım istemeyi ve iletişime geçmeyi öğrenmek lazım. Asla bununla konuşmam, onunla çalışmam dememelisiniz. İnsan böyle böyle gelişiyor çünkü herkes size birşeyler katıyor. Yardıma açık olmalısınız. Süreklilik çok önemli. Bir şeye başladıysanız hemen bırakmamalısınız ve işinizi sahiplenmelisiniz.

Benim bazen durup acaba bu iş devam edecek mi diye sorguladığım zamanlar oluyor. Sonra işler bir anda yoğunlaşıyor ben de sakinleşiyorum ama iş gelmediğinde de oturup hiçbir şey yapmadan iş beklemek doğru değil. Boş kalınca iş üretmelisiniz mesela. Yapabileceğin değil yaptığın bir şeyi sunmalısın insanlara. O yüzden kendi başına da iş üretmek önemli. Özellikle böyle görsel bir iş yapıyorsanız ürününüzü iyi göstermelisiniz. Sosyal medyayı iyi kullanmak artık zaten olmazsa olmaz.

Yardıma açık olmalısınız. Süreklilik çok önemli. Bir şeye başladıysanız hemen bırakmamalısınız ve işinizi sahiplenmelisiniz.

Fotoğraflamayı en çok sevdiğin :

Şehir : New York (metronun girişini çekmekten bile büyük keyif alıyorum)
Semt : Chelsea
Sezon : Sonbahar (yağmursuz ve çok soğuk olmayan bir gün)

Sana neler ilham verir ?

Müzik ve seyahat etmek. Duruma göre izlediğim bir film ve bulunduğum bir ortam da ilham verebilir. Bu yüzden gideceğim yerleri zevkli seçmeye çalışıyorum. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde kafan hiçbir zaman rahat değil ve böyle olunca da üretmen, düşünmen zor oluyor. Bir yerlerde okumuştum ve çok doğru olduğuna inanıyorum : Birşey üretmen için bazen sıkılman lazım. Burada herkes her zaman çok meşgul. Ya eğleniyorsun ya koşuşturuyorsun, sürekli birileriyle bir yerlerdesin. Arada kendini soyutlayıp kendini dinlemek, tek başına düşünmek çok fazla ilham verebiliyor insana.

Sence moda nereye doğru gidiyor ?

Moda günümüzde de gelecekte de daha kişi odaklı olacak. O yüzdendir ki tüm markalar daha fazla celebrity işbirlikleri yapıyor, kampanya çekimlerini fotoğrafçı olmayan ama aşırı ünlü insanlar yapıyor. Böyle olunca tabii daha büyük lüks markalar daha yüzeysel ve ana akım kitleye uyum sağlamaya çalışırken, daha kreatif ve özgün boşluğu da yeni alternatif lüks markalar kapatıyor.

Arada kendini soyutlayıp kendini dinlemek, tek başına düşünmek çok fazla ilham verebiliyor insana.

Seni en iyi tanımlayan 3 kelime?

İstekli, çalışkan, hayalperest.

İşinin seni en çok tatmin eden tarafı ?

İnsanlarla iletişim kurmak ve seyahat etmek.

En çok fotoğraflamak isteyeceğin 3 isim ?

David Gandy, Lea Seydoux, Tom Ford.

Bir günlük rutinin ?

Sabah kalkıp çoğu zaman önce bilgisayarıma gidiyorum ve o gün birşey yüklemediysem bloga post giriyorum. E-postalarımı cevaplayıp daha sonra sosyal medya paylaşımımı yapıyorum. Sonra kahvaltı yapıyorum ve toplantım veya çekimim varsa evden çıkıyorum. İşim bitince enerjim kalırsa spora gidiyorum  oradan da genelde eve geçiyorum.

Kendi stilini nasıl tanımlarsın ?

Rahat ve sade. Eskiden biraz daha renkliydi sonra duruldum. Benim için rahatlık ve giydiğim kumaş çok önemli. Moda haftalarında koştururken üzerinizdeki kıyafetlerin sizi rahat hissettirmesi gerekli. Eh tabii rahat olurken biraz da fena gözükmeyen şeyler seçmeye çalışıyorum.

 

 

Deniz Bulutsuz
Deniz Bulutsuz

Yabancı dillere olan tutkum beni Galatasaray Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümü mezuniyetime kadar götürdü. Terzi bir anneanne ve güzel sanatlar sevdalısı bir anne ile büyümekse, İstanbul Moda Akademisi Moda Yönetimi programını tamamlamamın nedeni oldu. Bir süre ELLE’de çalıştım. Reklam ajanslarında staj yaptım ve sosyal medya hesapları yönettim. Edebiyat ve moda ikilisini her fırsatta birbirlerine bağlayarak içerik üretmek ve bunları sosyal medyaya uyarlamak en büyük zevkim.

Henüz yorum yok

Yorum yap

Email adresin yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.